MEHMET DAYIOĞLU
HidrojenHaber – Fosil yakıtlardan temiz kaynaklara dönüş yolunda seçeneklerden biri de hidrojen. Ancak bu enerji formunun birincil kaynağı da önemli. Öyle ya, fosilden kurtulmak için kömür elektriği kullanarak hidrojen elde etmeye kalkamazsınız değil mi?
Peki bu alandaki gelişmeler ne alemde? Dünyada ve Türkiye’de hidrojen çözümlerinde istenen yol kat edilebildi mi, edilebilecek mi? Hidrojen kullanımının günlük hayatta görünür hale gelmesi için daha ne kadar beklenecek? Sorular çoğaltılabilir. Ama fazla uzatmaya gerek yok, bir yerden sormaya başlamak lazım. Biz de bu alanda faaliyet gösteren bir isme, H2 Solutions CEO’su ve aynı zamanda Yeşil Hidrojen Üreticileri Derneği kurucusu Ali Rıza Köse’ye mikrofon uzattık.
Siz tekstil kökenlisiniz, hidrojen yatırımı yapmak nereden aklınıza geldi?
Evet, tekstil kökenliyim. Biz aşağı yukarı 20 seneden beri tekstil ihracatı yapıyoruz. İhracatımız da ağırlıklı olarak Almanya’ya ağırlıklı. Bu arada biz aşağı yukarı 8-10 sene önce Karaman’da bir güneş enerjisi santrali kurduk. Bu adımla beraber enerji sektörüne, temiz enerjiye geçiş yaptık. Ve o zamandan beri de Karaman’da lisanssız olarak elektrik üretimi yapıyoruz, yeşil enerji sağlıyoruz.
Güneş enerjisi tamam ama biz aslı hidrojen işini sormuştuk…
Almanya kökenli olduğumuz için Almanya’daki gelişmeleri de çok yakından takip ediyoruz. Özellikle üç sene önceki hükümet değişikliğinden sonra Almanya’da bir hidrojen stratejisi açıklanmıştı. Almanya’nın orta ve uzun vadede yurt dışından yüksek miktarda hidrojen alımı yapması öngörülüyordu. Bunun için de kendine partner ülkeler seçmek istiyordu. Biz de bu konuda Türkiye ile Almanya arasında bir köprü oluşturmak istediğimizden için Almanya’da bu alanda bir şirket kurduk. İlk önce Almanya’daki mevzuata göre farklı hidrojen projeleri ürettik. Aynı anda da Türkiye’de neler yapabileceğimize baktık. Türkiye’de EPDK eski Başkanı Yusuf Günay ile buluştuktan sonra H2Der diye bir dernek kurduk. Buradaki amacımız da Türkiye’de hidrojeni daha iyi tanıtmak, burada da bir hidrojen akımı başlatmak. Sanayicilerle, politik liderlerle de görüşüp Türkiye’de biraz yol katetmek istedik. Esasında amacımıza kısmen ulaştık. Hem Almanya’daki projelerimizi başlattık hem de Türkiye’de hidrojen konusunu daha popüler hale getirdik. Bundan 3-4 sene önce kimse hidrojen hakkında konuşmazken son senelerde hidrojen geleceğin enerjisi, temiz enerji, hem yakıt olarak hem de ısıtmada kullanabileceğimiz bir temiz enerji olarak ön plana çıktı.
Bize kısaca projelerimizden bahseder misiniz?
Almanya’da şu anda iki farklı branşta çalışıyoruz. Birincisi Alman ordusunun bir kışlasının temiz enerjiye geçmesini sağlıyoruz. Projede bir rüzgâr gülü ile ürettiğimiz temiz elektriği hidrojene çevirip onu hem ısıtmada hem de yakıtta kullanmak istiyoruz. Bu bir pilot proje. Eğer başarılı olursa Almanya’daki farklı kışlalar için de bu gündeme gelecektir. Yani belki Alman ordusunun ileride kamyonları otobüsleri araçları kendi ürettikleri yeşil hidrojenle çalıştırılacak. Yani doğalgaz yerine, doğalgazın geçtiği her yerde biz yeşil enerjiyi kullanmak istiyoruz, yeşil hidrojeni kullanmak istiyoruz.
Az önce sözünü ettiğiniz, Almanya’da çalıştığınız ikinci konu neydi?
İkinci önemli bir konu da hidrojen dolum istasyonları projesi. Köln Belediyesi başta olmak üzere Kuzey Ren Westfalia’daki çeşitli belediyelerle çalışmalar yapıyoruz. Ve orada da hidrojen dolum istasyonları kurmak üzereyiz. Bu konuda Almanya’da belli teşvikler var, bunlardan yararlanarak hayata geçirmek istiyoruz. Aynı şekilde bu projeleri İstanbul ve Gaziantep başta olmak üzere farklı illerde de belediyelerle görüşüp bunu Türkiye’ye nasıl adapte edebiliriz diye bakıyoruz. Çeşitli belediyelerin yetkililerini Almanya’ya götürüp, sistemin nasıl çalıştığını yerinde gösterdik.
Hidrojeni daha çok kimler kullanmaya yakın görünüyor?
Sanayinin ucuz enerjiye, elektriğe, doğalgaza ve diğer yakıtlara ihtiyacı var. Rekabet gücünü kaybettikten sonra ne Alman sanayisi ne Türk sanayisi hidrojenle çalışabilir duruma gelebilir. Bizim bu konuda ilk etapta ucuz elektrik üretmemiz gerekiyor. Ucuz elektriği de hidrojene çevirebilir, bunu sanayicimize verebiliriz. Sanayici de burada yeşil üretimle beraber kendi rekabet alanını açabilir ve piyasada tutunabilir. Tabii burada bize de büyük görevler düşüyor. Yani biz temiz enerjiyi, hidrojeni uygun fiyata üretebilirsek o zaman ne Trump ne de başka birinin politikası bizim önümüzde duramaz. Burada önemli olan bizim daha verimli bir şekilde çalışabilir hale gelmemiz. Şu anda ekipmanlar pahalı ve verimleri düşük. Yani birim yeşil hidrojen maliyetleri hâlâ yüksek.
Peki bu ne zaman ucuzlar, nasıl ucuzlar?
İlk başta diğer teknolojiler de, örneğin LED televizyonlar da çok pahalıydı ama zamanla ucuzladı. Ucuzlaması için belli bir ölçeğin üzerinde üretilir hale gelmesi gerekiyor. Önemli olan ölçeği büyütene kadarki süreci nasıl geçireceğimiz. Yani o süre boyunca devlet teşvikleri ve uygun maliyetli krediler lazım. Şimdi önemli olan Türkiye’nin enerji bağımsızlığını sağlamak. Bunun için kendi enerjimizi üretmemiz ve bunu da ihracat etme potansiyelini yakalamamız lazım. Türkiye’de bunun için her şey var. Elektrik üretimi için suyumuz, güneşimiz, rüzgârımız var. Biz bu konuda çalışmalar yaptık, Enerji Bakanlığı’na sunduk. Almanya Enerji Bakanlığı’nın bir kurumu ile beraber bir proje tasarladık, Türkiye’nin potansiyelini gösterdik. Yani bizim başka ülkelere göre çok büyük avantajlarımız var. Sadece rüzgâr ve güneş değil, aynı anda bizim barajlarımız var, buradan üretebileceğimiz inanılmaz bir potansiyel elektrik var. Dünyanın en ucuz elektriğini biz Türkiye’de üretebiliriz. Bununla beraber de çok uygun fiyatlarda hidrojen elde edebiliriz. Bunları yaparsak zaten otomatikman bir talep de gelecektir. Talep geldiği anda da zaten işte elektroliz olsun, rüzgâr türbinleri olsun, bütün fiyatlar zaten otomatikman düşecektir. Daha rekabet edebilir bir hale gelecek ama önemli olan o geçiş zamanı için bizim bir şekilde finansman bulabilmemiz. Dediğim gibi zaten bizim bir cari açığımız var, onu kapatmak için uğraşıyoruz. O paraları daha efektif bir şekilde kullanabilince daha iyi yola geliriz diye düşünüyorum.
Peki Almanya’dan bakıldığı zaman Türkiye’deki durum nasıl görünüyor?
Türkiye ne yazık ki bazı konularda birazcık geride kalmış gözüküyor. Önemli konulardan bir tanesi çatılarımız. Ne yazık ki konutların çatılarında fabrikaların çatılarında yeteri kadar güneş panelleri yok. Oysa Türkiye bir güneş ülkesi. Bunu geliştirmemiz gerekiyor. Ayrıca Türkiye’den uygun fiyata hidrojen satabiliriz diyoruz. Ama hidrojenle çalışan bir tane bile fabrikamız yok, doğru dürüst hidrojen üreten tesisimiz yok. Yani ilk önce kendi ödevlerimizi yapıp bazı tesisleri Türkiye’de kurmamız gerekiyor ki, bakın biz bu işi burada yapabiliyoruz ve ihracatını yapmaya da talibiz diyebilelim.
Tamamlanması gereken başka ne tür eksiklikler var?
Ne yazık ki mevzuat konusunda da çok eksiklerimiz var. Hangi bakanlık bizden sorumlu tam belli değim, bu da netleşmeli. Bu arada hidrojen de patlayıcı bir madde ve buna da çok dikkat etmek gerekiyor. Yani önce mevzuat eksiklerini kapatıp, ev ödevlerimizi tamamlayıp ön plana çıkarsak daha iyi görüneceğimiz kesin.
Mehmet DAYIOĞLU – HİDROJENHABER